Monday, November 23, 2009

bu yazı nerden nereye gitti anlamadığımdan adınını büyüyünce kendi koysun nokta com

google aramalarından "mirgün cabas'ın sevgilisi" diye gelen bi kitle var, sözüm onlara;
aradığınız sevgiliye ben de ulaşamadım, artık nasıl bi karması varsa kadının en güzel çocuğu o kapmış yapcak bi şey yok.
biz pınarla karar verdik, bu kadar mükemmel olabilemeyeceğinden kesin ağzını şapırdatıp, osuruyo bi de net horluyor bu adam, çocuktan adama döndüm zira yaş 38.

zaten bu erkeklere 35 beşinden sonra bişey oluyor, saçlara düşen akla beraber yüze bi nur falan iniyor, 35 sonrasında kadınlardan alınan her nimet onlara veriliyor lanet olsun.

bi de 35 yaş altıyken yaşlı diye bakmadığımız herifler de 35 yaş üstü kadınlara yaşlı diye burun kıvırıyolar, sokarım ben böyle aşkın ızdırabın afedersin.

zaten 30 yaş hadisesi arızalı.
30 undan önce evlensen ayrı dert evlenmesen ayrı.
bana kalsa 30dan önce evlenen manyak, ama bi taraftan biyolojik saatin işliyo tık tık, çocuk desen istiyorum 3, 5 tane e şimdi başlasam anca.. döner istiyorum ama dönmesin istiyorum kafası.
evlenmek istemiyorum ama evlenmesem de üzülürüm yani.
lise gibi bi şey, bayıla bayıla gitmiyosun ama orta okul mezunu olsan da olmaz.
bu uğurda 30 ve 35 de olmak üzere 2 adet backup anlaşmam bile var (candaş ve caner'e selam ederim)

evlilik noktasına gelmek de ayrı karın ağrısı. birlikte olucağın adamda bile 40 bin tane şey arıyosun yok pembe gömlek giydi yok ağzını şapırdatıyo yok garsona bağırdı falan derken miden almıyo (örnekler kişiden kişiye çeşitlenebilir)
bi de evlenicen yani, e bi de çocuk için evleniyosan, yok ailede özürlü var mı yok akdeniz anemisi var mı, iq su kaç eq su kurtarır mı, annesi manyak mı, burnunda kemer var mı, zart zurt..
zaten hayatta en korktuğum şey aptal ve çirkin bi çocuğum olması, bana öle kuzgun misali güzel ve akıllı da gelmez yani valla sevemem, kucağıma bile almam.
sonra müge anlı'ya seda sayan'a falan çıkar çocuğum o çirkin ve salak haliyle de herkes ona acır, ben de canavar anne diye bi sürü ev kadının ve en önemlisi rahmi özkanla arif verimlinin çemkirmesini dinlerim, allam beni tefe koyarlar tüm türkiye nefret eder benden, bi annem sever.

nasıl evleniyo lan bu insanlar, hiç aklım almıyor.
insanların dna kodlarını saklıyolar ya yaban ellerde, işte öle evlilik kodlarını da saklasalar sonra isviçreli manyak bilim adamlarının yaptığı manyak makinalar eşleştirse perfect match dıdıd dıdı diye, bak o zaman evlenirim.
ama o zaman da kesin manyak makina frenkeştayna dönüşüp bana aşık olur yar etmez beni kimseye ben de bu bahtsızlık varken.
ben evlenmezsem evlenmeyin lan nolur, güzel bi şey diil ki bokuma benziyo.
ben evlenirsem evlililik toplumun temel taşı ama bak şimden söyleyeyim.

Thursday, November 19, 2009

Genç Siviller, rahat mısınız?

Değilseniz siz üstünüze rahat bi şeyler giyin biz kendimize birer içki alalım, zira ayık kafayla çekilmiyosunuz.
İşbu çizgisinin ne olduğunu kendi de bilmemiş topluluk, protest kostüm adlettikleri konverslerini ayaklarına geçirip sivilliklerini bu şekilde üniformalandırıp köşke çıkarlar senede bi kaç kere (ve tabi ki köşk sahibi gül olalı beri).
Genel olayları budur, kendilerine rererö diyeni de darbeci, militarist, anti demokrat diye yaftalarlar çünkü bu çekirdekten liberaller “bizden diilsen yok sana hoşgörü falan” limitinde özgürlükçüdürler.
He arada dişe dokunur eylemleri de olur tabi “77 de buradan ateş edenler bulunsun” da olduğu gibi.
Ama en aktivist eylemleri de budur, pankart asıp herkese darbeci demek. Ve o "herkes" de ne hikmetse akp hükümetiyle o dönemde zıtlaşan kurum ve kuruşlar olur.
Eylemler de kendileri gibi sterildir, ellerini kirletmeden, manzaralı otel odalarında konaklayıp pankart sallandırmak suretiyle gerçekleştirilir.
Ama sorsan demokrasi mücahididirler. demokratlardır da ama kendilerine demokrat.
Abd’nin ırak müdahalaesi onların demokrasi alanlına girmez mesela.
Mustafa Balbay ya da ilhan Selçuk’un gözaltına alınış biçimi, hazırlanamayan iddianame, operasyon süreci boyunca süregelen hukuksuzluklar da meşgale alanları dahilinde diildir, bilakis memnuniyetle takip ederler, onlara göre bi darbeci daha eksilmiştir.
Yargıya yapılan müdahaleler, izinsiz dinlemeler, falan da demokrasi anlayışlarının içinde değildir eğer müdahale yapanı seviyolarsa, şiarları bellidir; bırakınız dinlesinler bırakınız tepelerine binsinler.
İktidar aleyhine karar veren hakimi, dinlemelere karşı çıkan hukukçuyu, soruşturmalarla cezalandıran iktidara karşı ise herhangi bir sivil itiaatsizlikleri görülmemiştir.
Bu süreci ve bu hukuksuzluğu protesto eden hukukçulara da yine kadrolu otel odalarından sallandırdıkları “darbeci baro taksime hoş geldin” pankartıyla selam çakarlar.
Anayasayı anti-demokratik bulurlar (e bozuk saat de arada bir doğrudur) ama 2 dönem üst üste tek partili iktidar, sınırsız medya desteği, kuvvetler birliğine varacak kadar mutlak totaliter bir güce rağmen modern ve sivil bir anayasa tasarısı üzerine tutarlı hiçbir faaliyeti olmayan iktidarı da eleştiremezler.
Parti kapatma konusunda da seçici geçirgendirler, iktidar partisi söz konusuyla pankartlarıyla koşarlar ama, dtp nin kapatılma davası için "onlar da ahmakça politikalar gütmeseydi" diyen akpli bakana seslerini çıkaramazlar.
üniformada da seçicidirler, polisi severler askeri sevmezler.
polis devlet ve baskıcı iktidar candır, gerisi darbeci.
irtica tehlikesi paranoyadır, ama darbe kapıda.
cehaletlerini de pişkinlikleriyle bastırılar.

Kısacası demokrasiden anladığın genç sivillerinkine uymuyosa, senin demokrasin savunulmaya değmez, hele otel odası kiralamaya hiç değmez, zira genç sivillerin rahatı evladır.

Monday, November 16, 2009

komformist kadın manifestosu

Kadın kadının kurdudur lafı çok büyük laf, bana kalsa paranın üstüne de yazılmalı.
Bi kadının başına ne geliyosa dolaylı ya da doğrudan işin ucunda başka bi kadın vardır, net.
En pasifimiz bile hiç bi şey yapmadıysak en az 10 kadının arkasından “ay şunun giydiğine bak” “bilmemkimin poposu çok büyümüş" "falancanın saç rengi de hiç yakışmamış” türevi laflar etmişizdir, hayır biz bunları söylemesek zaten er kişilerin dikkat eşiği ne o renk değişikliğine ne de alınan 3-5 kiloya ermez, ama yok illa bi eşeğin aklına karpuz düşürme..

Halbuki aramızda çeşitli centilmenlik (burdaki çelişki ben ikame bi kelime bulunca giderilecek) anlaşmaları yapıp modern dünyanın bize dikte ettiği ama aslında hiç hoşlanmadığımız angaryalardan kurtulsak.. Sorunsuz bir mutabakatla üzerinde anlaştığımız konularda, dışarıda alternatif bırakmazsak arz talep eğrisinin ağzına sıçabiliriz bence.

Bütün kadınlar aramızda anlaşıp bundan sonra topuklu ayakkabı giymesek dünya çok daha güzel bi yer olmaz mı misal?

Kaşlarımızı falan da almayalım hatta, mesela beren saat bu konuda tam bi devrimci, gözlerine perde inmesi pahasına o kaşlarını salıverdi, onu bu mücadelesinde yalnız bırakmamamız lazım. (ayrıca kendisi topuklu ayakkabıyla ilgili maddeye de bayılıcaktır muhtemelen)

bi de bi kilo da anlaşalım kimse onun altına inmesin, bu mevzuda da hadise önemli adımlar atıyor, takdir ediyorum.zaten 34 beden ne allesen, çocukken garson boy derdik ve kurtulmak için kıçımızı yırtardık niye şimdi tekrar içine girmek için ölüyoruz? İnsanlar büyüdükçe popoları küçülmek zorunda mı ey moda?

Aramayan erkeği de aramayalım lütfen, ilk kim verdi bu delikanlı kız gazını bilmiyorum ama herkes o aklı evvelin yediği bokun ceremesini çekiyor, oysa ki sen aramasan ben aramasan hepimiz çıkıcaz aydınlığa bak söylüyorum.

ayrıca kışın hepimiz üşüyoruz di mi? O zaman ne bok yemeye Manisa tarzanı gibi geziyoruz karda kışta? Kışın da lahana gibi giyinelim canım üst üste üst üste, yazın soyununuruz tekrar.

son olarak bi makyaj kotası da belirleyebiliriz, göz kalemi ruj falan tamam da fondoten pudra bunlar sevimsiz şeyler, yapması ayrı dert çıkarması ayrı bunda da bi orta yol bulalım.

İlk aklıma gelenler bunlarsa da maddeler çoğaltılabilir, her şey bizim uzlaşmamıza bakar, üstelik bütün bunları kadınca mind tricklerle yapıp, erkekleri de aslında hoşlandıklarının bunlar olduğuna ikna edebiliriz.

hatta yeni feminist öğreti bunları da kapsasın
Kadınlık rahatı işkenceyi yenebilir!!

Sunday, November 15, 2009

kendime notlarımdır.

bu saatten sonra yapılmaz sabah erken gelir hallederim diye işlerini erteleme, ilkokuldan beri "sabah erken kalkar çalışırım" yalanına inanıyosun ya ben daha da bi şey demiyorum.

toplu taşıma araçlarında küfretme, hoş karşılamıyolar. zaten ne işin var toplu taşıma araçlarında çok çalış çok kazan araba al, bilemedin ineklik etme taksi tut, ama salak önce bi ehliyet al..

pilates topunu sadece tv seyrederken ayaklarını uzatmak için kullanıp sonra da kıçım büyüdü diye ağlama.

hatada ısrar etme.

belki de kasım sandığın kadar kötü bi ay diildir, bunu bi düşün.

bi günde 10 bölüm dizi seyretme, hadi seyrettin bari dizileri karıştırma aynından devam et, bilinç zehirlenmesi yaşıyosun. gregory house ve derek shepherd aynı hastanede çalışmadıkları gibi robinle vampir bill de hiç öpüşmedi.

hiç gitmiyceğin davetlere ilk anda evet deyip olay anına 10 dakka kala arayıp "gelemiyorum" demen de etik diil.

nolursa olsun, hiç bir şartta,
yapman için beynine silah dayasalar da
kardeşini rehin alsalar da
asla ve asla ve de asla
5 saniyeliğine bile olsa
oray eğin izleme!
o ses günlerce kulaklarından gitmiyor, insan sesinden ve özellikle r harfinden soğuyosun.
lütfen yapma.

sabahları yaşadığın şuursuzluğun nedeni domuz gribi olman diil, günlük türk kahvesi gereksimini henüz karşılamış olmaman, ve evet gittikçe annene benziyosun bunu da kabullen ufaktan.

kriz anlarında karar veremiyosun, aslında herhangi bi anda da karar veremiyosun, karar vermekle ilgili problemlerin var, karar verme akışına bırak, ya da iyi düşün de karar ver, bilemedim, karar veremedim..

sorarlarsa merküre inanmıyosun ama bi güç var.

bi de bazen yazıların sonunu bağlayamıyosun, üzülme.

Tuesday, October 27, 2009

sarsıcı haberler uzmanı

İşbu “allahsızlığı yayma kürsüsü başkanı” tadındaki tamlama Altan ailesinin küçük* prensine ait.
Eskinin aşk romanlarının unutulmaz yazarı yeninin genel yayın yönetmeni olunca muhabirine de böyle romantik seslenebiliyo işte.
Ben olsam “kıçından element uydurma” uzmanı derdim bu romanstan payımı almadığımdan, ah monşer siz yok musunuz..
Olayı duymayan kalmamıştır heralde yine de tarihe not düşmek ve okudukça gülmek için kısaca hatırlamak gerekirse;
Taraf gazetesinin sarsıcı haberler uzmanı Mehmet Baran Su, geçen hafta Muhsin Yazıcıoğlunun ölümüyle ilgili, NTV'den gelen 138 (toplamda 295) aramanın helikopterin elektronik aygıtlarını bozarak düşmesine neden olduğunu öne süren bi haber yaptı taraf da bunu manşetten verdi, ve de bunun kasıtlı olarak yapıldığını yoruma yer bırakmayacak şekilde ima etti.bi de uzman görüşleri var helikoptere çip takılmış olabilir türünden ama ne uzmanı kime uzman neresinden uzman o da belli diil. “okeye 4” uzmanı olabilir yani pekala.
Kısaca haberin özeti “ntv yazıcıoğlu’nun helikopteri düşürdü”
yazınca daha da komikmiş.
Taraf’ta bir sürrealist : Mehmet baran Su.
Neyse bu kendinden gülmeli habere haberin muhatabı mirgün cabas (a.k.a yunan tanrısı) yazı işleri programında Ruşen Çakır’la birlikte gerekli ayarları verdi.söz konusu aramaların helikopterin düştüğü haberi geldikten sonra bizzat mirgün cabas (insan mısın?) tarafından yapıldığı, bu haber yapılırken ntv den muhatap alınabilicek kimsenin taraf tarafından aranmadığı gibi açıklamalar mirgün cabas’ın (bi de akıllı) “bu haberde bir çok unsur var ama önemli bir unsur eksik “akıl yok” sözleriyle de pik yaptı.
Yasemin çongar yayını aradı haberin arkasında durdu, ertesi gün taraf olayı daha da abarttı telefonların saatlerini verdi bu telefonları açıklayın diye manşet girdi, Ahmet Altan ntv ye gazetecilik dersi verdi falan filan.
Ellerindeki arama saatleri dökümüne göre mirgün cabas helikopter düşmeden önce telefon etmeye başlamış, Ahmet Altan da diyor ki öleyse helikopterin düşüceğini biliyodu, işte bu yüzden sensin maksimus bravo.
Neyse sonradan ortaya ortaya çıktı ki taraf edebiyat külliyatında saatleri ayarlama enstitüsünü es geçmiş. Ve hatta bizzat ntv ağzından olayın esası şu:
“Taraf gazetesinin elinde bulunan kayıtlarda ilk arama 14.34 olarak görünüyor. Bu saat doğru, ancak GMT'ye göre. Türkiye saati (TSİ) ile GMT arasında 2 saat fark vardır ve NTV’den ilk arama saati GMT'ye göre 14.34, Türkiye saatine göre 16.34’tür.Türkiye saatine göre ise ilk aramanın yapıldığı saat 16.34. Yani Taraf gazetesi ya GMT saatini bilmiyor ya da bildiği halde kasıtlı olarak bu haberi yaptı. “

sen adamları suikastçi ilan et, ülkenin en başa bela güruhu alperenlere hedef göster bi de üstüne gazetecilik dersi vermeye kalk.. sonra da gmt hesabı bilmeyen, araştırmaya gerek duymayan, uçak düştükten sonra uçaktakileri 138 defa arıycak azme sahip bi gazeteciyi haberi doğrulamak için bi kere bile aramaya tenezzül etmeden haber yapan adamı "sarsıcı haberler uzamanı" ilan et. gerçek ortaya çıksın
rezil ol
ayar üstüne ayar al
ertesi gün özür dile, bitsin.
sonra yine kaldığın yerden devam et.

bu ülkede "taraf" olmak kolay da rezil olmak zor hakkaten..


*cüsseten

Monday, October 26, 2009

3 korner 1 penaltı

içim kan ağlasa da, derbiertesi bi pazartesi kaçınılmaz olarak gündemim futbol.
aslında içim kan falan da ağlamıyor. 6-0 ı görmüş bi neslin ecdadı olarak 3 lere 5 lere çok üzülmüyorum, ben bi gün feneri kadıköy'de yenebilme ihtimalimizi sevdim, gerisi teferruat.

ama bu futbol ve taraftarlık mevzusu mühim.
bi kere şu kadınlar futboldan anlamaz hadisesine kılım. kadınlar sünnetten anlamaz netliğinde söylüyorlar bi de bunu. kadınlar futbolla ilgilenmez deseler anlıycam ve katılıcam ama yok illa ki "kadınlar anlamaz". futboldananlarmetre nası bi şeyse artık ayakta işeyemen altında kalıyor.
bi de biraz ilgilendin hatta daha da abartıp fanatik oldun mu itici oluyosun, neden, ofsaytın ne olduğunu çözdün geriye senin bilmeyip de onların bildiği bi şey kalmadı da ondan, sıçtın erkek egosunun içine.

ama futbolu sadece erkeklerin anlayıp sevebileceğini sanan erkeklerden daha kötüsü varsa bu da "futbol mu? hiç sevmem ne o öle 22 adam bi topun peşinde" kafasındaki erkekler.
futbol sevmeyen değil ( ki o da sıkıntılı) futbol sevmemesiyle övünen erkekler, bi de bundan prim yapmaya çalışıyolarsa, işte onları çıkmaz sokalarda gözü dönmüş holiganlar kovalasın işalla.
bi kere taraftarlık acaip bi şey. bi adamın takımını ne kadar tutkuyla sevdiği bence onun sevebilme yetisini gösterir. takımı maç kaybedince hayata küsen erkek seksidir gibi hülya avşarvari aforizmalar da döşiyivericem daha gaza gelirsem.
ama taraftarlık ve tutku arasında isviçreli bilim adamlarının henüz el atmadığı bi bağ var bence, net.
işte bu yüzden futbolla ilgilenmeyen güzel kızların gözüne giricem diye, "nesini severler şu futbolun" gibi talihsiz cümleler kurmayın, iş yapmaz. kadınlar futbol sevmese de, sizin futbol sevmenizi severler. (o kadar sinir oluyorum ki bi anda sizli bizli oldum)

futbolun kitlelerin afyonu olduğunu düşünenler, siz de çok sıkıcısınız.

dünkü fb-gs derbisinde keita'nın mükemmel yumruğu akabinde yere serilen roberto carlos'u öpen sağlık memurunu kaçırdınız mesela.
yenilgiyi unuttum ben sayesinde, hatırlayıp hatırlayıp gülüyorum.

hatta şu diyalog da şurda dursun

x:biri yerdeyken roberto carlos'u öpmüş.
y: ne? ağzından mı öpmüş?

ehe he.


olsun ya sami yen'de yeneriz bence.

Tuesday, October 13, 2009

teyzem

Bazı arkadaşlarım silah zoruyla okuya dursun Bonibon aile eşrafımca kendiliğinden keşfedildi, annem bookmarklamış, babam durup dururken yazılarımdan alıntılar yapıyor, teyzem (büyük olan) ondan bahsetmiyorum diye küsüyor falan ben de konu salağı kıvamında izliyorum gelişmeleri, istediğim populerite bu diildi tabi ama bu da bi şeydir.

Aslında ben teyzeme ayrı bi dosya açmayı düşünüyodum zira anıları bi kaç paragrafa sığdırılacak boyutta değil.
Ramazandan bi ay önce gelen davulcuya ramazan gelmedi sen niye geldin diyeceğine “ramazan sen niye geldin” demesinden tut, batağa sardırdığı dönemde kaç saat uyuduğunu hesaplamak için 8 9 10 vale kız papaz şeklinde sayması, boş çamaşır makinesini çalıştırıp evden çıkması ve döndüğünde makinada çamaşır göremeyince çamaşırların kuzenlerim tarafından asılıp kurutulup katlanarak yerleştirildiğine inanarak sevinmesi, ya da kahvaltı masasında eniştemden aldığı parayı kaybetmesi ve parayı saatler süren aramalar sonucu peynir tabağının içerisinde bulmamız gibi anılarla bezeli renkli bi çocukluk geçirdim sayesinde. bunlar sadece benim şahit olduklarımdan bazıları bi de mişli geçmiş zaman dahilindeki duyumlara dayalı harikaları var ..

Ama ben en son bombasını paylaşmak istiyorum

Teyzem farmville’a erişimimin engellendiğini öğrendiği gün daha kimse uyanmadan başka oyun bulup onda birinci olma hırsıyla restaurant city’ye bulaştı.
Şimdi oyunda şöyle bi husus var, restaurantta çalışması için o anki seviyenin izin verdiği sayıda eleman alıyosun arkadaş listenden, çalışan elemanların enerjileri tükendiğinde ya yatırıp dinlendirmek gerekiyor, ya da parasını verip yedirip içirmek.

Teyzem de oyuna adaptasyon süreci içerisinde müteakip defalar beni arayıp teknik destek sağlıyordu geçen gün yine aradı ve olaylar şöyle gelişti;

T:benim param hep bitiyor, yerleri döşüyordum yarım kaldı
B:e napıyosun o kadar da bitiyor?
T:ben çiğdemi uyutuyorum sonra uyanınca da muz yediriyorum, elma yediriyorum, tost yediriyorum
B:nabtın teyze uyutuyosan bi daha ne yediriyosun, hem de hepsinden
T:ama çiğdem onları çok seviyor.


ben de seni seviyorum teyze ya..


barıştık mı?